The Squad Giraffe - Bücür Zürafa

THE SQUAD GIRAFFEA very big place was reserved for giraffes in the zoo which was in Gülhane Park.  There lived a mother and a father giraffe with their two children. They were walking with a swaying movement all day long and the visitors were...

Başlatan Serdar102, 06 Ağustos 2021, 20:44:58

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

The Squad Giraffe - Bücür Zürafa




THE SQUAD GIRAFFE
A very big place was reserved for giraffes in the zoo which was in Gülhane Park.  There lived a mother and a father giraffe with their two children. They were walking with a swaying movement all day long and the visitors were watching them. The mother and the father giraffes had been living in that place for a very long time so that they got used to living there and they didn't complain about it, but their children were bored and they always asked their father: ' How long are we going to live here? When are you going to take us to the places that you have told us in the fairy tales?'.

One day one of his children asked him, 'Daddy, how did we come here? Who took us here?'. Then the father giraffe decided to tell his children the story of their grandfather who lived very far away from there so that they could be able to understand how they ended up in that place.  And he started:  'All the giraffes are very tall and have long necks but your grandfather was very short when he was born. As the years passed away he become older but he could not get taller and as he got older the desire to be a star in a circus grew more and more in his heart. He did not want to live in that place, and being an ordinary giraffe was not proper for him. So he started to organize shows in the wood where he lived to achieve his goal. All the animals living in that wood were interested in his shows and watched his imitations of different animals happily.

One day hunters came to that wood. They were there to catch some animals and take them to a zoo. While they were watching around with their binoculars on a hill, they saw the squad giraffe making his show. When they saw his admirable acting and excellent show they thought that he was a marvellous juggler so they decided to catch him. After the show they started to follow him secretly. The squad giraffe was not surprised because he knew that to be successful there were some difficulties that he had to struggle with. He thought in details about what he should do to dispose of those hunters in and made a very brilliant plan.
He knew that if he did something without planning it he would have some difficulties and would be caught by the hunters easily. It was impossible to understand what the hunters' intention was and how they were planning to catch him.

The next day the hunters pinched him near a reed bed. While the hunters were moving ahead they were so happy because they were sure of catching him as there was nowhere for him to run away. When they found out that he disappeared, they could not believe their eyes. They realized that the footprints of the squad giraffe disappeared near the reed bed. In fact this was a part of the giraffe's plan. He escaped from there by getting on a trunk of a tree which he had hidden there the day before. The following day he could hear the hunters saying that if he was caught, he was going to be taken to a zoo. After hearing this conversation he became so happy that he appeared jigging up and down on his four feet. Then he howled like a wolf and roared like a lion. The hunters were shocked when they saw him doing such things and behaving like a fool. After that the squad giraffe started doing all the tricks that he knew one after another and finished his show. The hunters liked his show very much so that they applauded him.

When he was taken to the zoo, he started living here where we live now. But he continued making his shows in his new home. In the meantime my mother and he fell in love. After a time I was born. When I was a little giraffe I remember that a lot of people were coming here to see him and to watch his shows. He was making his shows all day long without getting tired. By the way an international circus used to come here on certain dates of each year. Once while the circus was being established here the owner of it started walking around the zoo. When he saw the crowd he what was happening there so he smuggled into the crowd. After watching the squad giraffe making his show he understood that he was very talented and could become a world-famous star so he gave him lots of money to transfer him to his circus. The squad giraffe put this opportunity into good use and after a few rehearsals he appeared on the stage. He was so successful that the number of people who came to the circus increased suddenly.   The circus used to stay for ten days wherever it was established and there used to be only one show during the day. After the small giraffe started working there this changed and four or five shows a day were being made and that year the circus stayed in the zoo for a month.

The next year when the circus came here my father visited us. He was here to see my mother and me and his friends. We were very happy.  We were together for about two hours. He told us that he had been to a lot of countries making shows and attracted attention of everybody. He wanted to become a star in a circus and he did his best for this and finally he achieved his goal. He was so happy. Did you understand how we came here to this place?'

'Yes, daddy we did. We got it very well', the children replied all together and they looked at each other smiling.   There is an undeniable truth that there is nothing which can not be done if you want to do it so much. Nothing or nobody can stop you. You might have some dreams of your own or you would like to be as successful as somebody you admire there is nothing to stop you so you should go for it.   The little giraffes followed their grandfather's footsteps and became very successful circus stars. If you look at the sky very carefully at night you can see them blinking you.

Written by: Serdar Yıldırım

--------------------------------------------

BÜCÜR ZÜRAFA
İstanbul Gülhane Parkı'ndaki hayvanat bahçesinde zürafalar için oldukça geniş bir yer ayrılmıştı. Burada anne ve baba zürafa ile iki yavru zürafa kalıyordu. Onlar gün boyu salına salına geziyorlar, ziyaretçiler de onları seyrediyordu. Anne ve baba zürafa yıllardır burada bulundukları için durumu kabullenmişler, bu hayata alışmışlardı. Fakat yavru zürafaların canı çok sıkılıyordu. Devamlı olarak babalarına " Babacığım, bizler burada daha ne kadar zaman kalacağız? Bizleri masallarda anlattığın o güzel yerlere ne zaman götüreceksin? " diye sitem ediyorlardı.

Bir gün yavru zürafalardan biri baba zürafaya şöyle bir soru sordu: " Babacığım, bizler buralara nasıl geldik, kimler getirdiler?"  Bunun üzerine baba zürafa: " Bundan yıllar önce, buralardan çok uzaklarda yaşamış dedeniz bücür zürafayı anlatacağım sizlere " dedi. " O zaman anlayacaksınız buralara nasıl geldiğimizi. Zürafalar hep uzun boylu, boyunlu olurlar, fakat dedeniz doğduğunda da küçükmüş. Yıllar geçmiş, yaşı büyümüş, boyu büyümemiş. Yaşının büyümesiyle birlikte onun kalbindeki özlem daha da büyümüş. Çünkü o, bir sirk yıldızı olmak istiyormuş. Yaşadığı çevrede tıkılıp kalmak, dar bir kısır döngü içinde ömür törpülemek ona göre değilmiş. Bücür zürafa bu büyük hedefine ulaşabilmek için yaşadığı ormanda gösteriler düzenlemeye başlamış. Orman hayvanları bücür zürafanın gösterilerini ilgiyle karşılamışlar, onun yaptığı hayvan taklitlerini zevkle seyretmişler.

Günlerden bir gün ormana avcılar gelmiş. Bu avcılar yakaladıkları hayvanları hayvanat bahçesine götüreceklermiş. Bir tepenin üzerine çıkıp dürbünle çevreyi gözleyen avcılar karşıdaki düzlükte bücür zürafayı gösteri yaparken görmüşler. Bücür zürafanın hayranlık uyandıran hareketlerini, enfes dönüşlerini seyreden avcılar, onun tam bir hokkabaz olduğunda karar kılmışlar. Gösteri bittikten sonra bücür zürafayı yakalamak için iz sürmeye başlamışlar. Bücür zürafa hemen anlamış takip altında olduğunu. Bu durum onu hiç şaşırtmamış. Çünkü zirveye giden yolda önüne bir takım yol ayırımlarının çıkacağını biliyormuş. Olanı biteni en ince ayrıntılarına kadar düşünüp planını yapmış. Eğer plansız, programsız hareket ederse istenmeyen, üzücü olaylar ortaya çıkabilirmiş. Avcıların niyetini kesin olarak bilmek olanaksızmış.

Sonunda avcılar bücür zürafayı bir bataklığın yakınlarında kıstırmışlar. Sazlıkta yarım daire şeklinde ilerleyen avcılar, bücür zürafayı yakalamayı umdukları yerde yeller estiğini görmüşler. Bücür zürafanın ayak izleri bataklığın kenarında yok oluyormuş. Aslında bu durum planın bir bölümünü oluşturuyormuş. Bücür zürafa avcıların takibinden kurtulmak için daha önceden oraya sakladığı bir ağaç kütüğüne binerek uzaklaşmış. Ertesi gün avcıların konuşmalarını saklandığı yerden dinleyen bücür zürafa yakalandığı takdirde hayvanat bahçesine götürüleceğini öğrenmiş. Dört ayağı üstünde hoplaya hoplaya ortaya çıkmış ve avcıların hayret dolu bakışları altında iki perende atmış, daha sonra kurt gibi uluyup aslan gibi kükremiş. Bildiği bütün numaraları birbiri peşi sıra sergilemiş ve alkışlar arasında gösterisini tamamlamış.

Bücür zürafa hayvanat bahçesine getirilince bu bölüme konmuş. Fakat o burada da boş durmamış, gösterilerine devam etmiş. Bu arada annemle birbirlerine gönül vermişler. Aradan zaman geçmiş, ben doğmuşum. Küçüklüğümü hatırlıyorum da şu demir parmaklıkların arkası bücür zürafayı görmeye gelen insanlarla dolardı. O da gün boyu bıkmadan, usanmadan gösterilerini sürdürürdü. Yavrularım, bu hayvanat bahçesine yılın belli tarihlerinde uluslar arası bir sirk gelir. Sirk kurulurken sirkin sahibi parkta gezmeye çıkmış. Buradaki kalabalığı görünce ne olduğunu merak edip sokulmuş. Bir süre bücür zürafayı seyrettikten sonra onun dünya çapında bir yetenek olduğuna karar vermiş ve yüksek bir ücret karşılığında sirke transfer etmiş. O, ele geçirdiği bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmesini bildi. Bir iki provadan sonra sahneye çıktı. Görülmemiş bir başarı sapladı. Gittiği her yerde on gün kalan ve geceleri bir gösteri sunan sirk, bücür zürafayı kadrosuna almasıyla birlikte seyirci patlamasına uğradı ve günde dört-beş gösteri sunar hale geldi. Sirkin o yıl bir ay kaldığını unutmadan söyleyeyim.

Ertesi yıl sirk geldiğinde babam bücür zürafa buraya uğradı. Beni, annemi ve arkadaşlarını görmeye gelmişti. Çok sevindik. Yanımızda iki saat kadar kaldı. Pek çok ülkede gösteriler sunduklarını, gittikleri her yerde yoğun bir ilgiyle karşılaştıklarını anlattı. Sirk yıldızı olmak istemiş, bunun için yıllarını vermiş, sonsuz gayret göstermiş ve sonunda başarmıştı. Mutluydu. Şimdi anladınız mı yavrularım, buralara nasıl geldiğimizi, kimlerin getirdiğini? "

Yavru zürafalar sanki ağız birliği etmişlerdi aynı sözü söylemek için: " Evet anladık babacığım, hem de çok iyi anladık " dediler ve birbirlerine bakarak kıkır kıkır güldüler. Ortada reddedilmez bir gerçek vardı. Azmin başaramayacağı hiçbir şey olamazdı. Yeter ki gerçekten istenmeliydi. Tutar koparırdın. İdeal kiminin düşüncesinde bir tutku olarak kendiliğinden ortaya çıkardı. Kimi de başarılı birini örnek alarak onun izinden giderdi. İşte yavru zürafalar bücür zürafanın açtığı yoldan yürüdüler, onun izinden gittiler. Akşamları gökyüzüne dikkatle bakarsanız yıllar sonra birer yıldız olacak iki yavru zürafanın göz kırptıklarını görürsünüz.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım


Hocam affıma sığının serdar yıldırım imzalı konular size mi ait ? Eğer öyleyse süper bir hizmet paylaşım teşekkür ediyorum..
Fazla değer verdiğin Herşey çabuk ölür
F.A

Alıntı yapılan: Charismax - 07 Ağustos 2021, 18:55:49Hocam affıma sığının serdar yıldırım imzalı konular size mi ait ? Eğer öyleyse süper bir hizmet paylaşım teşekkür ediyorum..

Evet, konular bana ait. Adım Serdar Yıldırım. Sağlıklı ve mutlu kalın.


SERDAR YILDIRIM'IN HAYAT HİKAYESİ

1959 yılında İnegöl'de doğdum. İlk, orta ve lise 2'yi İnegöl' de okudum. Lise 1'e giderken okulda düzenlenen şiir yarışmasında ilk 10 a giremedim, ama edebiyat dünyasına giriş yapmış oldum. Şiir yazmaya devam ettim. Yazarların şiirlerini inceledim. Kelime dağarcığım gelişsin diye sözlük ve imla kılavuzu kitaplarını okudum. 1975 yılında Bursa'ya taşındık. Lise 3 ü Bursa Atatürk Lisesi'nde okudum.
Liseden sonra, İstanbul Mühendislik Mimarlık Fakültesi'ni kazandım. 1978 yılı çok olaylar oluyordu. Evden gidersen, para göndermeyiz, dediler. 1980 yılı eylül ayında ben askerdeydim.
Askerden geldikten sonra Bursa'ya bağlı Demirtaş Kasabası yolunda Yeyma Çiftliği vardı. Ben orada tek tekerlekli el arabasıyla kütük taşırdım. Daha sonra bir yılı aşkın bir süre iş aradım ve 1982 yılı mart ayında kırtasiye dükkanı açtım.

Aradan bir yıl geçmişti. Bir gün dükkanıma mal almak için, Dünya Dağıtım'a gitmiştim. Dünya Dağıtım'ın üst katı çeşitli kırtasiye malzemeleriyle doluydu. Buradan kutuyla silgiler, kalemler, boyalar aldım. Daha sonra alt kattaki kitap bölümüne indim. Sağa bakındım, sola bakındım, her yer kitap doluydu. Yeni taşındığım dükkanda hangi kitapların satışı daha uygun olur diye düşünüyor ve bir türlü karar veremiyordum. Dünya Dağıtım'ın dört ortağı vardı. Bu ortaklardan birisi, üstü kitaplarla dolu bir masanın yanındaki sandalyede oturuyordu. Ben yanından geçerken: Serdar, biraz gelir misin? dedi. Ben yanına gidince ayağa kalktı ve masanın üstünden bir takım kitaplar seçmeye başladı. Daha sonra bana verdiği dört kitap şunlardı:

Linç ( Roman ) Kerim Korcan
Başlayan Kavga ( Roman ) Hasan Kıyafet
Radar ( Hikaye ) Hasan Kıyafet
Köydeki Keklikler ( Hikaye ) Nusret Ertürk
O adam, şu unutulmaz sözleri de söyledi:
" Bak Serdar, bu kitapları sana parasız veriyorum. Bunlarda yazılanları iyice oku, öğren. Hem sana hem de başkalarına çok faydası olacaktır. "
Ben Linç romanını yıllar içinde dokuz kere okudum. Diğerlerini dörder kere okudum.
Çocukluğumda bizim evin oldukça büyük bahçesinde tek katlı bir evimiz daha vardı. Bu evin bir odası ve yanında odunluk vardı. O odadaki dolabın içinde tahtadan bir sandık vardı. Bu sandıkta çocuklar için, eskiden kalmış hikaye ve masal kitapları bulunuyordu. Bazılarının isimlerini hatırlıyorum. Para Buldum Yaşasın, Sinema Dağıldı, Akkavak Kızı. Ayrıca Pedagoji kitabı vardı. Ben o pedagoji kitabını sekiz yaşımdan on altı yaşıma, biz Bursa'ya taşınana kadar, pek çok defa okudum.

1984 yılında kendimi anlattığım Simitçi Çocuk isimli ilk hikayemi yazdım. Daha sonraki 4 yıl sadece şiir yazdım. Aslında hikaye yazmak istiyordum ama pek çok defa denememe karşın, bu mümkün olmadı. Önünde kağıt, elinde kalem 1 saat, 2 saat öylece beklemek ve hiç bir şey yazamamak korkunç zordur. 1988 yılında gerçek anlamda hikayeler ve masallar yazmaya başladım. O yıl ağustos ayında Korkak Tavşan' ı yazdım. Sonra Ot Yiyen Kaplan, Zavallı Çoban, Keloğlan İle Nasreddin Hoca.

1994-95-96 yıllarında İstanbul'a gittim. Yayınevleriyle konuştum. Hikayelerimi okudular. Çok beğenenler çıktı. Yayınevleri hikayeleri kaderine terk etti. İstanbul Cağaloğlu'ndaki bir yayınevi sahibi, hikayelerimi okuyup, çok beğendi ve bunları sen mi yazdın, diye sordu.
Evet, ben yazdım, deyince, senin adın ne, diye sordu. Ben de, benim adım Serdar Yıldırım, dedim.
Yayınevi sahibi, Türk'sün değil mi? deyince, ben de, evet Türk'üm, dedim.
Adın George veya Mark olsaydı, İngiliz veya Fransız olsaydın, ben bu hikayeleri basardım. Adın Serdar Yıldırım ve ne yazık ki Türk'sün. Ben bu hikayeleri basmam, arkadaş, dedi ve hikayelerimi bana geri verdi.
1997 yılında Ayla ile evlendim. İki yıl sonra oğlum Serkan dünyaya geldi. 14 Haziran 2006 tarihinde İnternette hikaye, masal ve şiirlerim okunmaya başladı.
 

Hocam öncelikte hoşgeldiniz, başka forumlarda size denk gelmiştim ve paylaşımlarınızı beğenerek okuyordum. Fakat sizin kendi hikayeni ilk defa okuyorum, son satırları okurken ülkemin haline yine üzüldüm. Ne demek ismin Mark ya da George olsa kitabını basardık. Çok üzüldüm, böyle güzel eserlerin okurları ile kitap halinde buluşamamasına.


Deli tarafıma denk gelmeyin, zira orada ben bile hükümsüzüm...

Ezeli ezelde bırakıp o hikayeler mevcutsa tekrardan şimdi yayına sokabilirsiniz.. 'ki ben bile 2008 2009 da hikaye çıkarmaya niyetlenmiştim çocukluğumun dahada çocukluk aklıyla... hani güzelde olur geçmişi yeniden paylaşmak aktarmak.. :) biyografiniz çok teferruatlı detaylı sayılır teşekkür ederim bu samimiyetiniz için..
Fazla değer verdiğin Herşey çabuk ölür
F.A

Alıntı yapılan: Kerem - 07 Ağustos 2021, 23:53:24Hocam öncelikte hoşgeldiniz, başka forumlarda size denk gelmiştim ve paylaşımlarınızı beğenerek okuyordum. Fakat sizin kendi hikayeni ilk defa okuyorum, son satırları okurken ülkemin haline yine üzüldüm. Ne demek ismin Mark ya da George olsa kitabını basardık. Çok üzüldüm, böyle güzel eserlerin okurları ile kitap halinde buluşamamasına.

Selamlar.
Hoş bulduk. Paylaşımlarımı beğenmeniz beni çok sevindirdi. İstanbul'a üç defa gittim. Cağaloğlu'nda saatlerce yayınevlerini dolaştım. Hikayelerimden oluşan dosyaları kabul eden bazı yayınevlerine bıraktım. Ertesi yıl gittiğimde dosyalarımı bana geri verdiler. Okumamışlar bile. 1996 yılında son defa bir arkadaşla gittik. Gecesi bir parkta sabahladık. Yayınevlerinin ilgisi çok azdı. Bir daha da İstanbul'a gitmedim. İnternet yoktu o zamanlar. 2006 yılında internette hikayelerimi okuyucunun ilgisine sunmaya başladım. Çok ilgi gördü. Ya internet olmasaydı? O zaman hayat benim için, zor olurdu.

26 Ağustos 2021, 03:40:54 #6 Son düzenlenme: 26 Ağustos 2021, 03:53:20 Serdar102
Alıntı yapılan: Charismax - 08 Ağustos 2021, 17:04:14Ezeli ezelde bırakıp o hikayeler mevcutsa tekrardan şimdi yayına sokabilirsiniz.. 'ki ben bile 2008 2009 da hikaye çıkarmaya niyetlenmiştim çocukluğumun dahada çocukluk aklıyla... hani güzelde olur geçmişi yeniden paylaşmak aktarmak.. :) biyografiniz çok teferruatlı detaylı sayılır teşekkür ederim bu samimiyetiniz için..

İnternette görmüşler, Ankara'dan Sıradışı Yayınları benimle irtibata geçerek 2011 yılında 10 tane hikayemi büyük boy ve renkli kitap olarak hazırladı.

https://www.turkishbooks.com/books/gokten-uc-elma-dustu-p155303.html

Linki kopyalar ve arama motorlarına yapıştırırsanız kitaplarımı görürsünüz.

Daha sonra pek çok yayınevi hikaye kitaplarında benim eserlerimi kitaplarında yayınladılar. İçinde benim hikayelerim olan 124 tane kitabı kırtasiyelerde bulup satın aldım. Mutluluk verici bir olay.





bunların haricinde bir kaç tane var ... tabiki mutluluk vericidir :love:
Fazla değer verdiğin Herşey çabuk ölür
F.A