Tarih Deyimleri Terimleri AB

-Tarih deyimleri ve terimleri-Kıyafetler Kitapta geçen bazı deyim ve terimlerle, genel olarak tarih metinlerinde karşılaşılan başlıca deyim, terim, isim ve sıfatlar açıklanmıştır Kelimelerin idarî ve askerî kuruluşlardaki...

Başlatan Kerem, 31 Mayıs 2021, 00:41:10

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

-Tarih deyimleri ve terimleri-


Kıyafetler Kitapta geçen bazı deyim ve terimlerle, genel olarak tarih metinlerinde karşılaşılan başlıca deyim, terim, isim ve sıfatlar açıklanmıştır Kelimelerin idarî ve askerî kuruluşlardaki anlamları verilmiş, diğer anlamlan ve mecazları üzerinde durulmamıştır.

- A -

ABDAL : 1. Afganistan topraklarındaki bir Türk boyunun adı.
2. Anadolu'da göçebe bir aşiretin adı.
3. Çeşitli tarikatlarda derviş. Gezgin dervişlere verilen unvan.
ACEMİ OCAĞI : Tutsaklardan ya da devşirme yoluyla Hıristiyanlar'dan toplanan gençlerin yeniçeri olarak yetiştirilmeleri için eğitim gördükleri ocak.
ACEMİ OĞLANI : Yeniçeri olmak üzere Acemi Ocağı'nda eğitim gören devşirme ya da tutsak genç.
ACEMİ OĞLANI KETHÜDASI : Acemi oğlanları işine bakan Anadolu ve Rumeli ağalarının maiyetîerindeki memurlara verilen unvan.
AĞA : Kapıkulu Ocakları'nın yüksek rütbeli subayları ile sarayda hizmetli subay ve hadımlara verilen unvan.
AĞA KAPISI : Yeniçeri ağalarının buluhduğu resmî daire.
AĞI : (Göktürkler'de) Hazine, mal, senet, ipekli kumaş.
AHÎLİK : Esnaf, zanaatçı, çiftçi gibi çalışma kollarını içine alan ve bu iş kollarının yararına çalışan ocak. Bu ocağa mehsup olanlara Ahî denirdi.
AK AĞALAR : Osmanlı Sarayı'nda kullanılan hademelerden bir kısmına verilen unvan.
AK ALEM : Saltanat sancağına verilen'ad.
AKÇA : Osmanlılar'da gümüş para birimf.
AKINCI : Keşif, haber alma, sabotaj, baskın gibi amaçlarla yabancıülkelere akın yapan özel eğitim görmüş askerler. Bugünkü 'komando'nun karşılığı.
AKSAKAL : Köyün, mahallenin, bir topluluğun ihtiyar Heyeti'nden olankimse. Sözü dinlenen, tecrübeli, yaşlı kişi.
ALEM : Bayrak.
ALEMDAR : Bayraktar. Bayrak taşıyan.
ALP : Kahraman, yiğit. Büyük işler başarmış ve halk tarafından sevilen kimse.
ASIR : yüzyıl.
ASES ASES BAŞI :Asayişin sağlanması için kolgezen bekçiler. Yeniçeri Ocağı'nı oluşturan ortalardan (taburlardan) 28. ortanın çorbacısına verilen unvan. (Çorbacı: 31 bölüklü Acemi Ocağı ile piyade askerini oluşturan bölük subaylarının unvanı).
ARZ ODASI : Padişahın elçileri kabul ettiği oda. (bazen sadrazamı) Kabul salonu.
AMME : Kamu (Amme efkârı = Kamuoyu; amme hukuku = kamu hukuku; amme idaresi = kamu yönetimi)
ALPAGU : Alpagut da denir. Göktürk'lerde yiğit, kahraman. Düşmana saldıran, yakalanmayan asker veya subay. Bir subay rütbesi.
ALTIN ELBİSELİ ADAM :Kazakistan'ın başkenti Alma-Ata yakınındaki Eşik kazılarında mezarı bulunan bir Türk tiginine tarihçilerin verdikleri isim. Mezarda tiginin altın zırhı da bulundu. Onun bir Türk tigini (prensi) olduğunu aynı mezarda bulunan bir kabın üzerindeki yazılardan anlıyoruz.
AŞAR : Toprak ürünlerinden hazine giderleri için onda bir oranında alınan vergi.
ATABEY (ATABEK) : Selçuklular'da şehzadelerin eğitimiyle görevli erkek eğitici. (Osmanlılar'da bu görevi yapana Lala denirdi)
ATAMAN : Don ve Ukrayna Kazakları'nın başındaki kumandana verilen unvan. Zamanla çar veliahtına da bu unvan verildi. Asya Türkleri askerî ve idarî makamlara seçilen müdür ve başkanlara Ataman derlerdi... 15. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Polonya ve Litvanya Büyük Dukalığı orduları kumandanına da Ataman denilirdi.
AT OĞLANLARI : Saray seyisleri. At bakıcıları. Aşçı başı.
APA : (Eski Türkler'de) Ecdat, büyük baba.
APA TARKAN : Bir unvan. Büyük, yüce, yüksek.
AYAK DUVANI : Olağanüstü durumlarda acele olarak toplanan divan. Padişahtan başka herkes ayakta durur ve acele kararlar alınırdı. İsyan sırasında asîlerin padişaha zorla ayak divanı yaptırdıkları olurdu. (Göktürk'lerde) Danışman, söyleyici, akıl hocası, musahip.
AYUĞÇI AZAB (Azeb) : Osmanlılar'da ordunun çekirdeğini oluşturan hafif piyade askeri. Bu terim 13. yüzyıldan beri askeri bir terim olarak kullanılıyor ve başlangıçta genellikle 'şehirlerdeki yerli bekâr asker' anlamına geliyordu.
AZAT ETMEK : Kölenin hürriyetini vermek, serbest bırakmak. Derebeyliklerde bir insanı toprak kölesi durumundan kurtarmak.
AZERÎ : Azerbaycanlı Türk.

- B -

BÂB : Kapı.
BABIÂLİ : Büyük kapı. Osmanlılar'da Sadrazamlık (Başbakanlık), Reis-ül Küttaplık (Dışişleri), Sadaret Kethüdalığı (İçişleri)'nin bulunduğu binalara denirdi. Hükümet anlamına da gelirdi. Yeniçeri Ocağı'nda bir başçavuş.
BAB-US-SAADE AĞASI : Enderun âmirlerinden birine verilen unvan.
BAĞA BAHRİYE : Bir unvan. Küçük rütbe.
BAHRİYE AZABLARI : Deniz Kuvvetleri. Bir devletin deniz kuvvetlerinin ve teşkilâtının tümü. Savaş gemilerinde görev yapan askerler.
BÂLÂ RÜTBESİ : Osmanlı Devleti'nde 1845 yılında ihdas edilen bir mülkî rütbe. (Bâlâ, yüksek, yüce anlamlarına da gelir).
BALBAL : (Eski Türkler'de) Öldürülen düşmanın heykeli. (Ünlü kumandanların mezarlarına, öldürdükleri düşman sayısınca heykel dikilirdi.
BALTACI : Padişah sarayının dış hizmetlerinde kullanılan görevlilere verilen unvan.
BALYEMEZ : Savaşta, özellikle kale dövmek için kullanılan orta menzilli top.
BARK : (Göktürkler'de) Mezar, türbe, anıt-mezar, ev, bark.
BARON : Doğrudan doğruya krala veya büyük bir tımar sahibine bağlı derebeyi. Krala 'Yüksek Baron' denirdi. Sonraları yalnız asalet unvanı olarak kullanıldı.
BAŞÇUHADAR : Osmanlı Sarayı'ndaki hizmetkârların başı. Emrinde kırk çuhadar çalışırdı.
BAŞDEFTERDAR : Devletin malî işlerinin başında bulunan görevli.
BAŞHASEKİ : Hasekilerin en yüksek rütbelisi. Yeniçeri Ocağı'nın 14.,49., 66. ve 67. ortalarına 'Hasekiler' denirdi. Orta, aşağı yukarı bugünkü tabur kadar mevcudu olan bir birlik idi.
BAŞIBOZUK : Düzenli ordunun dışında, savaşa katılmak için gönüllü yazılan siviller.
BAŞKADIN : Padişahın nikâhlı dört eşinden en yaşlısına verilen unvan.
BAŞKAPI KETHÜDASI : Suçluları yakalamak, idam edilmeleri gereken varsa onları idam etmekle görevli kethüdaların başı.
BEC : Avusturya'nın başşehri Viyana'yaOsmanlılar'ın verdiği ad.
BEKTAŞÎ : Hacı Bektaş-ıVelî'nin kurduğu tarikatın adı. Bu tarikate mensup olan.
BENGÜ : Sonsuz, ebedî, daimî. (Göktürkler'de)
BENGÜTAŞ : (Göktürkler'de) Dikilitaş, anıt, geleceğe*kalsın diye dikilen yazılı taşlar.
BEYLİK : Bey tarafından yönetilen bölge. (Eskiden Anadolu, beyliklerle yönetiliyordu: Karaman Beyliği, İnallı Beyliği, Mengü-cüklü Beyliği... vb.)
BEYLERBEYİ : Askerrve idarî yetkilerle donatılmış genel vali
BEYLİKÇİ : Divan-ı Hümayun subayının unvanı.
BEYTULLAH : Kabe. (Allah'ın evi)
BEYTÜLMAL : Devlet Hazine Dairesi.
BİLGE : Bilgin, hâkim, danışman, akıllı, bilici.
BÎMÂRHANE : Akıl Hastanesi. Tımarhane.
BOĞDAN : Osmanlılar'ın bugünkü Moldavya'ya verdikleri ad.
BOYLA : (Göktürkler'de) Bir askeri unvan.
BÖCEKBAŞI :.Osmanlılarca Zabıta Amiri.
BÖGÜ : Hâkim, bilge, bilici (Bögü Kağan)
BÖRİ (Börü) : (Eski-Türkler'de) Kurt.
BÖRK : Eski Türklerin ve sonra yeniçerilerin kullandıkları başlığın adı.
BOSTANCI : Saraylarla kasırların bekçiliğini yapan, zabıta işleriyle de ilgilenen saray mensuplarından bir kısmının unvanı.
BURLUTA : Ateş gemisi. Düşman savaş gemisini tutuşturmak, yakmak için kullanılan gemi.
BUYRULTU : Büyük makam sahipleri tarafından kendi emirlerindeki memurlara emir niteliğinde yazılan bildiri.


Kazanmak kirlidir kaybedelim insan kalırız... /gazapizm

Tarih deyimleri ve terimleri-

- CÇ -

CAHİLİYE DEVRİ : Arap tarihinde İslamlığın doğuşundan önceki dönem. Hz. Muhammed'in peygamberliğinden hemen önceki dönem. (İlk cahiliye: Hz. Nuh ve Hz. İbrahim'in peygamberliğinden önceki devirler.)
CAİZE : Şairlerin devlet büyüklerine yazdıkları methiyeler karşılığında aldıkları para ve hediyelere caize denirdi. 'Sile' deyimi de caize ile aynı anlama gelirdi.
CARİYE : Savaşta tutsak alınmış ya da para ile satın alınmış kız ve kadın. Bunlar özel bir eğitim görür ve genel hizmetlerde kullanılırlardı.
CEBE : Savaşla ilgili silâh ve araçlar. Mühimmat.
CEBECİ : Savaş araç ve gereçlerini mevzilere ve tabyalara gönderen ordu sınıfına verilen unvan. Bugünkü ordonat (ordu donatım) deyiminin karşılığı.
CEBEHANE : Savaş silâh araç ve gereçlerinin muhafaza edildiği yer. Zamanla'cephane'şeklini almıştır. Ceheci Kethüdası
CELÂLÎ : Yavuz Sultan Selim zamanında, Tokat civarında "mehdî"lik iddiasında bulunan ve çevresine bazı serserileri toplayan Celâl adında birinin isyanı için söylenmiş deyimdir. Sonraları hükümete karşı isyan çıkaranlara da 'Celâlî' denildi.
CEMAAT : 1. Bir imama uyup namaz kılan kişiler.
2. Bir dinden veya bir soydan olanların topluluğu (Rum cemaati, Yahudi cemaati... vb.)
3. İnsan kalabalığı.
CEMİYET : Dernek. Toplum. Cebeci Kolcusu
CENK : Savaş, harp.
CENGÂVER : Savaşçı. Savaşkan, vuruşkan.
CİHAD : Kutsal savaş. Din uğruna yapılan savaş.
CİZVİT : 'İsa Derneği' denilen bir Hıristiyan derneğinin üyesi. (Fr.'Jesuite' geliyor)
CİZYE : Müslüman devletlerde Müslüman olmayanlardan alınan bir vergi.
CUMA SELÂMLIĞI : Cuma namazı dolayısiyle padişahlar için yapılan törene verilen ad.
CUMHUR : Halk, topluluk.
CUNTA : Ülkenin yönetimine el koyan kimselerden oluşan kurul.
ÇAÇA : Göktürler'in Çin generallerine verdikleri unvan.
ÇAŞIT : Halk tarafından 'casus' yerine kullanılan bir deyim.
ÇEKTİRİ : Kürekle giden ve yelkeni yardımcı araç gibi kullanan savaş gemisi.
ÇELEBİ : Önceleri Mevlevî tarikatının başında bulunan kimseye denirdi. Osmanlı şehzadeleri için de kullanılmış bir unvandır. Daha sonra şair, müzisyen ve padişah yakınlarına da "Çelebi" denmiştir.
ÇENGİ : Dansöz.
ÇERİ : Asker. (Yeniçeri-Yeni asker)
ÇIPLAK : 1. Tersane mensuplarından bir kısmına verilen unvan idi.
2. Yeniçerilerde hizmete girmek üzere nöbete soyunan neferler için kullanılan bir deyim.
ÇİTA : Rumeli Türkleri hakkında kullanılan bir deyim.
ÇOR : (Göktürkler'de) Rehber, önder, lider.
ÇORBACI : 31 bölüklü Acemi Ocağı ile Osmanlı ordusunun pryade askerini yetiştiren subaylara verilen bir unvan.
ÇUHADAR : Sarayın büyük memurlarından ve padişahın hizmetlerinde bulunanlara verilen ad idi. Sonraları resmî dairelerin ayak işlerini yapanlara da bu ad verildi.

- D -

DALKILIÇ : Düşman içine dalmak veya kuşatılan bir kaleye girmek için fedaî yazılanlara verilen ad.
DARÜLFÜNUN : Üniversite.
DAR-ÜS-SAADE : Osmanlı Sarayı. Padişahın evi.
DAR-ÜS-SAADE AĞASI : Kızlar ağası.
DARÜŞ-ŞİFA : Hastahane
DELİ : Kelimenin aslı'delll'dir. Yol gösteren, kılavuz anlamına gelir. Rumeli'de kurulan bir süvari sınıfı idi. Bu süvariler hiç korkmadan her tehlikeye atılırlardı.8Bu yüzden ve 'delil' kelimesinin asıl anlamını da bilmediği için, halk bunlara 'deli' demiştir.
DERBENT : Sınır boyunda bulanan küçük kale.
DERSAADET : İstanbul'a verilen adlardan biri.
DERVİŞ : Bir tarikâte bağlanmış kişi.
DİBACE : Önsöz, başlangıç.
DİL : 1. Yakalanan, tutsak edilen düşmandan, konuşturularak alınan bilgi.
2. Gönül.
DİRLİK : Geçimini sağlaması için bir kişiye verilen maaş ya da bir çiftliğin geliri, tımar.
DİVAN : Hükümet üyelerinin toplanması. Bugünkü Bakanlar Kuru-lu'nu karşılayan deyim. (Aslı Divân-ı Hûmayun'dur).
DİZDAR : Kale kumandanı.
DÜRZİ : İslâm dininden oldukça ayrılık gösteren bir mezhep. Bu mezhebe mensup olanlar daha çok Suriye, Ürdün ve Lübnanda yaşıyorlardı.


Kazanmak kirlidir kaybedelim insan kalırız... /gazapizm

-Tarih deyimleri ve terimleri-

- E -

EFENDİ : Eskiden bilim adamlarına verilen bir unvan idi. 19. yüzyıldan sonra Osmanlı şehzade ve veliahtlarına da "Efendi" denildi.
EFLÂK : Romanya'nın güney bölgesine Osmanlılar'ca verilen isim. (Merkezi önce Targovişte, sonra Bükreş idi.)
EMİR : Bir toplumun, bir yerin beyi. İslâm ülkelerinde beylere ve prenslere verilen isim.
ENDERUN : Osmanlı Sarayı'nın eğitim kurumu. Üniversite ve Harp Okulu niteliğinde idi.
ERDEL : Macaristan'da, bugün Transilvanya denilen bölgeye Osmanlıların verdiği isim.
EŞKİNCİ : II. Mahmud zamanında Yeniçeri Ocâğı'ndan ayrılarak kurulan ve Batılı metodlarla eğitilen askerlere verilen ad. (Sefere giden eyalet askerlerine de 'eşkinci' denirdi).
EVKAF : 'Vakıf kelimesinin çoğuludur. (Vakıf=Hayır işi için ayrılan taşınır ya da taşınmaz mal).
EYALET : Birkaç vilâyetin birleşmesiyle meydana gelen geniş idarî bölge

- F -

FATİH : Büyük bir şehri, bir ülkeyi, önemii bir kaleyi zapteden kumandan.
FAZİLETLÛ : İlim adamları için kullanılan unvanlardan biri. (Faziletli, erdemli).
FENERLİLER : Devlet işlerinde bulunmuş, büyük makamlar elde etmiş Rumlar'a denirdi. Bu isim, Rumlar'ın daha çok Fener'deki Rum Patrikhanesi civarında oturmalarından dolayı verilmişti.
FERMAN : Divan tarafından padişah adına çıkarılan ve kesin nitelik taşıyan devlet emri.
FERSAH : Eskiden kullanılan ve 6.232 m. tutan bir uzaklık ölçüsü.
FETRET DEVRİ : Hükümet boşluğunda devlet otoritesinin yeniden kurulmasına kadar geçen süre.
FETVA : Yetkili din bilginlerinin dinle ilgili meseleler üzerinde verdikleri yasa niteliğindeki hüküm. Müftülerin dinle ilgili meseleler için verdikleri evraka da 'fetva' denirdi.
FETVA EMİNİ : Şeyhülislâm kapısında fetva hazırlamak ve şeriat mahkemelerince verilmiş bildirileri incelemekle görevli uzman kişi.
FIKIH : Müslümanlıkla dünya işlerini, insanlar arasındaki dinî ilişkileri, dinî kurallara uygun olarak düzenleyen ve yorumlayan bilim dalı. Medenî hukuk kurallarını düzenleyen İslâm hukuku.
FİDYE : Bir kimsenin esirlikten kurtarılması için verilen para. Kurtulmalık. Kurtuluş parası.
FİLİNTA FİLORİ : Kısa namlulu çakmaklı tüfek.(İng. Flint=Çakmak taşı)
FORSA : 1252'ye kadar Floransa'da basılan paranın adıydı. Daha sonra Avrupa'da basılan bütün altınlar için kullanılır oldu. Flori, flöri, florin şekillerinde de söylenir. Eskiden gemilerde kürek çekmeğe mahkûm edilmiş esir. Deniz savaşı esiri. Kürek mahkûmu.

-G -

GAGAUZ : Kara Uz=Kara Oğuz. Gagavuz da denir. Deliorman, Dob-ruca, Basarabya ve Ukrayna'da oturan, Hıristiyanlığı kabul etmiş ama Türkçe konuşmaya devam eden, Peçenek Türkleri soyundan gelen bir Türk boyu.
GANİMET : Savaşta, düşmandan ele geçirilmiş taşınabilir mallar. (Çoğulu: Ganaim).
GAZA GAZİ : Din uğruna yapılan savaş.
GEDİKLİ 1. Gazaya katılan kişi.
2. Olağanüstü yararlılıklar göstererek düşmanı yenen kumandanlara verilen unvan. Yeniçeriler arasında eskilikleri dolayısiyle imtiyazlı olanlar için kullanılan bir unvan. Bir yer veya işle sürekli ilgisi bulunan.
GURZ: Ağır topuz. Eskiden silâh olarak kullanılan bir topuza 'şeşper' de denirdi. (Türkçesi 'Bozdoğan'dır).


Kazanmak kirlidir kaybedelim insan kalırız... /gazapizm

Tarih deyimleri ve terimleri-

- H -

HACEGAN : Devlet dairelerinde, yazıişlerinin başında ve defterdarlık, nişancılık gibi görevlerde bulunanlar için kullanılan bir unvan.
HACI : Din buyruklarını yerine getirmek için Hacc'a (Mekke'ye) gitmiş kişi.
HAÇLI : Hıristiyanlık etrafında toplanan ordu (Haçlı Ordusu: Hıristi-yanlar'ın Hıristiyanlık savaşı için kurdukları ordu).
HADEME : Hizmet edici.
HADIM : Erkekliği yok edilmiş olan. Saraylarda ve büyük konaklarda çalışanlara 'Hadım Ağası' denirdi.
HADİS : Hz. Peygamber'in söylediği sözler.
HAFIZ : Kur'ânı ezberlemiş olan kişi.
HAFİYE : Gizli polis.
HAKAN : Eski Türkier'de padişah, hükümdar yerine kullanılırdı. Daha sonra Osmanlı padişahları için de saygı için kullanılan bir unvan olmuştur.
HAL ETMEK : Hükümdarlıktan düşürmek, tahttan (zorla) indirmek.
HALİFE : Hz. Peygamber'in vekili ve Müslümahlar'ın başı olan kimse. Halifelik, Yavuz Sultan Selim'den itibaren Türk padişahlarına geçmiştir. 2 Mart 1924'de kaldırıldı. Son halife, Osmanlı hanedanından Abdülmecit Efendi idi. (Çoğulu: Hülefâ).
HAN : Osmanlı padişahları için kullanılan ve 'kral', 'imparator' anlamına gelen bir unvan. (Tek başına kullanıldığı zaman Kırım Han'ı anlaşılır).
HANEDAN : Bir ülkenin hükümdarlığında bulunan aile veya o ailenin soyundan gelen. Soy ve ocak anlamlarına da gelir.
HANEFÎ HALVETÎ : Dört sünnî mezhepten biri.
HARABAT : İbadetlerini tenha yerde yapmayı tercih eden bir tarikat adı. Bu tarikatten olan kimse.
HARAÇ : Meyhaneler.
HAREM : İslâmî toprak vergisi.
HAREMEYN : Saraylarda ve büyük konaklarda kadınlara özel bölüm. Yabancı erkeklerin-girmesi yasak olan bölüm. Mekke ile Medine şehrinin ikisini birden belirten isim. Bu iki şehrin bazı yerleri mahrem (girilmesi yasak)dir.
HAS : Osmanlılarda devlet görevlilerine verilen en büyük toprak geliri. Yüzbin akçeden fazla gelir sağlayan tımarlar, (Tımar: Beslediği atlı askerlerle savaşa giren beylere vergisini toplamak için ayrılan arazi).
HASEKİ : 1. Cariyeler arasında padişahın gözüne girenler için kullanılan bir deyim. Gözde.
2. Sarayda silâhlı koruyuculara verilen unvan.
HASEKİ SULTAN : Cariye iken padişahın gözdesi olan ve ondan çocuk doğuran kadın.
HASSA : Padişahlara ve saraylara özgü hizmetler hakkında bir deyim.
HATT : Güzel yazı yazan.
HATTI HÜMÂYUN : Padişahın yazdığı en büyük devlet emri. Padişahın yazdığı en büyük devlet emri.
HAZİNE : Devletin bütün parası ve malvarlığının toplamı. Jslâm birliğinin sembolü olan makam.
HİDİV : Osmanlı devrinde Mısır genel valilerine verilen unvan.
HİLÂFET : İslâm birliğinin sembolü olan makam. Halifelik makamı.
HİLÂLİ AHMER : Kızılay
HİL'AT : Padişahların, gönül almak, ödüllendirmek için birine giydirdikleri değerli kumaş ya da kürkten yapılmış kaftan.
HİSAR : Geniş surlarla çevrilmiş kale.
HİSSE İ ŞAYİ : Ortak mülkiyet
HUMBARACI : Havan topuna benzeyen bir savaş âletini kullananlar. (Hum-bara: Bir çeşit top).
HÜMÂYUN : Padişahlarla ilgili şeyler için Kullanılır. Kutlu, mutlu, anlamına gelir.
HUTBE : Cuma namazında söylenen nutuk, verilen öğüt. Hutbe, en önemli saltanat alâmetlerinden biri idi. Hutbede hükümdarın adı da geçerdi.
HÜDAVENDİGÂR : Osmanlı padişahlarına, özellikle I. Murad'a verilen bir sıfat.
HÜNKÂR : Osmanlı hükümdarlarının unvanlarından biri. (Aslı, Uygur lehçesindeki 'Unkar'dır. Kutlu, yüce, başarılı demektir.)

- Iİ -

IKTA : Padişahın, bir toprağı, mülkiyeti devlete ait olmak üzere gelirinden yararlanması için birine vermesi.
ILGAR : Atın doludizgin, dörtnala koşması. (Ilgarla at sürmek: dörtnala at sürmek, süvari akını)
ISLAHAT : Daha iyi duruma getirmek için yapılan reform, değişiklik, düzeltme veya iyileştirme. (Islahat fermanı: 28 Şubat 1856'da Sultan Abdülmecit tarafından yayımlanan, yeni bir düzenin ana hatlarını belirleyen ferman)
İANE : Yardım, para yardımı.
İBKA : Bir yıl için tayinleri yapılan memurlardan, bu süre bitmeden, hizmetleri beğenilenlerin yeniden bir yıl içinde yerlerinde kalmalarını sağlayan izin.
İCRAAT : İş. Görülen işler. Çalışma sonuçları.
İÇTİHAT : Görüş. Özel görüş, anlayış, kavrayış. Kanunda veya örf ve âdet hukukunda, uygulanacak kararlar açıkça bulunmadığı konularda, yargıcın veya hukukçunun fikrî çalışmalarının sonucu.
İÇTİMA : Toplanma, toplantı.
İDADİ : Eskiden lise derecesindeki okullara verilen isim.
İHTİSAS : Uzmanlık
İHTİŞAM : Büyüklük, gösterişlilik, görkem. (Muhteşem: Görkemli)
İHTİYAT ASKER : Yedek asker
İLMİYYE SINIFI : İlim adamları sınıfı
İLTEBER : (Göktürkler'de) Genel vali, kumandan.
İMARET : Yoksullara yiyecek dağıtılmak için kurulmuş hayırevi. Aşevi.
İMTİYAZ : Başkalarına tanınmayan özel hak ya da şartlar. Ayrıcalık.
İNHA : Bir göreve atama ya da terfi için yazılan yazı.
İNHİSAR : Tekel.
İNHİTAT : Çökme, gerileme. (İnhitat devri: Gerileme Devri).
İNŞA : 1. Yapma, kurma.
2. Yazıya dökme, kaleme alma, güzel yazı (kompozisyon) yazma.
İNTİZAR : 1. Bekleme, gözleme.
2. Beddua, ilenme.
İRÂDE : Padişah buyruğu.
İRKİN, ERKİN : Daha çok KarlukTürkleri'nde kullanılan bir unvan. Bir rütbe.
İSTİBDAD : Keyfe bağlı yönetim. Zorbalık. Yönetimde baskı.
İSTİHSAL : Üretme, çıkarma, elde etme.
İSLAMBOL : İstanbul'a verilen adlardan biri.
İSPİR : Arabacı. Sonraları 'zabıta memuru' yerine de kullanıldı.
İTTİHAT : Birleşme, birlik kurma. (İttihat ve Terakki: Birlik ve Kalkınma).


Kazanmak kirlidir kaybedelim insan kalırız... /gazapizm

Tarih deyimleri ve terimleri-

- K -

KABE : Mekke'deki kutsal yapı, Allah Evi. (Müslümanlar'in hacı olabilmeleri için bu yapıyı tavaf etmeleri yani etrafını dolaşmaları şarttır)
KADI : İslâm hukukuna göre karar veren yargıç. (Kadıların ilçelerde belediye başkanlığı ve kaymakamlık görevleri de vardı).
KADIN EFENDİ : Onsekizinci yüzyıldan itibaren padişah eşlerine verilen unvan.
KAFTAN : Değerli kumaştan ve genellikle ipekten yapılan uzun, süslü elbise. Osmanlı devrinde önemli hizmetler görenleri ödüllendirmek için hediye edilen özel bir elbise idi. Kumandanlara bir imtiyaz verildiğinde, buna işaret olarak kılıç ve kaftan da verilirdi.
KÂİME : Eskiden büyüklerden küçüklere yazılan resmî kâğıtlardan birinin adı (Küçüklerden büyüklere yazılanlara 'arîza' denirdi).
KALGAY : (Kınm'da) 1. Veliaht. (İkinci veliahta 'Nureddin' denirdi)
KAM : Eski Türkler'de din adamı.
KANUNİ ESASİ : Esas Teşkilât Kanunu. Meşrutiyet Anayasası.
KAPI : Hükümet dairesi anlamında kullanılırdı. Halk 'Kapu' diyordu.
KARGU, KARGUY : Nöbeçi kulesi. Dağ tepelerinde düşmanı ihbar için yapılan kule, düşmanı haber vermek için yapılan ateş kulesi. Nöbetçi, muhafız.
KAVAS : 1. Eskiden vezirlerin maiyetinde bulunan silâhlı muhafızlar.
2. Elçilik ya da konsolosluklarda çalışan hademe, yasakçı.
KAVUK : Başa giyilen, giyenlerin görevlerini, derecelerini, sosyal durumlarını da az çok belli eden bir serpuş. Sonraları herkesin kavuğu birbirine karıştığı ve pahalı bir serpuş olduğu için, kavuk yerine fes giyildi. (Vezir kavuğu, molla kavuğu/yeniçeri kavuğu....)
KAZA : İlçe. 'Yargı' anlamına da gelir.
KAZAN KALDIRMAK: Yeniçerilerin isyan başlatması.
KAZASKER :İlim, din ve yargı bakımından en büyük rütbe. (Kadı asker)
KERVANSARAY : Yolcuları barındırmak, kervanları dinlendirmek, malları sahiplerine ve tüccara teslim edinceye kadar muhafaza etmek için kârgir olarak yapılan bina. Han.
KETEBE : Bir hattatın yazdığı yazıya koyduğu imza.
KETHÜDA : Büyük devlet adamları ile zenginlerin işlerini gören kimse. Kâhya.
KIBLE : 1. Namazda yönelinen yön.
2. Güneyden esen yel.
KILA-YI ERBAA : Dört kale. Eskiden İstanbul'daki Anadolukavağı ve Rumeli-kavağı ile Yûşa ve Telli Tabya hakkında kullanılırdı. İmparatorluğun çeşitli yerlerinde birbirine yakın dört kale için de aynı deyim kullanılmıştır.
KILIÇ KUŞANMA: Tahta çıkan padişahın Eyüp Sultan'a giderek dinî törenle kılıç kuşanması.
KIRAT : Ağırlık ölçülerinden biri. Mücevher, özellikle elmas tartısında kullanılır. Karat da denir.
KIZIL ELMA : Eski Türkler'de varılması gereken yüce hedef. Bütün Türk-ler'in biraraya toplanması ülküsü. Yeryüzünde bütün Türklerin birleşip kuracakları yeri belirsiz ülke. Osmanlı Türkleri tarafından Roma'ya da (hedef seçildiği için) bu ad verilmiştir.
KIZLAR AĞASI : Harem Dairesi'nin en büyük âmiri. Dar-üs-saade Ağası. Daha çok hadım zencilerden seçilirdi.
KONSİL : Hıristiyarilar'ın, önemli konuları görüşmek için en yüksek düzeyde ama seyrek olarak toplanan din meclisi.
KORSAN : Osmanlılar'da deniz komando askeri. (Bugün deniz haydudu anlamında kullanılıyor).
KÖK : (Eski Türkler'de) Gök rengi, gökyüzü, mavi, lacivert, yeşil, hava, sema.
KÖLEMEN : Çerkez kölelerden ve bunların soyundan gelenlerde, Kıpçak Türkleri'nden Mısır'da ve Trablusgarp'ta meydana getirilen asker. Memlûk.
KUBBE ALTI : Topkapı Sarayı'nda hükümet toplantısının yapıldığı yer.
KULLUK : Eskiden karakol yerine kullanılan bir deyimdi. 'Kul yeri' anlamına da gelir. Kul, köle veya bende anlamınadır.
KURGAN : Mezar üzerine toprak yığılarak yapılan tepe. Höyük. Tepe biçiminde mezar.
KURIKAN : Çadır. Kurıkan Türk boyu.
KUT : (Gdktürkler'de) Devlet, saadet, baht, mutluluk, kut.
KÛFÎ : En eski İslâm yazı stillerinden biridir. Küfe şehrinde icad edildiği için bu ismi almıştır.
KÜLLİYE KÜLT : Osmanlılar'da cami merkez olmak üzere bunun etrafında toplanan ve birbirini tamamlayan binalar bütünü. Kompleks. Dinî tören, ibadet, tapma, tapınma.

- L -

LÂĞIM : 1. Yer altında, düşman hatlarının altına veya gerisine geçmek için açılan dar yol.
2. Kanal. Pis su yolu.
LALA : Osmanlı devlet teşkilâtında şehzadelerin eğitimi ve valilikleri sırasında yardımcılık görevini yapan kişi.
LEVEND : Eskiden deniz erlerine verilen ad.
LİVA : İki alaydan oluşan askerî birlik ve bu birliğin komutanı.
LONCA : Ahîlik. Esnafın toplanıp işlerini gördükleri yer

- M -

MABEYN : 1. Padişah sarayının selâmlık dairesi için kullanılan deyim.
2. Haremlikle selâmlığı ayıran bölüm.
3. Sarayda mabeyincilerin bulunduğu daire.
MABEYİNCİ : Padişahın dışarısiyle ilişkilerini sağlayan, habercilik yapan memur (resmî unvan olarak ilk defa III. Selim zamanında kullanıldı).
MAGRİB : 1. Batı.
2. Afrika'nın Mısır dışındaki kuzey kısmı.
MALKOÇ : Yiğit. Osmanlı ordusunda akıncılar ocağının kumandanı.
MANASTIR : Keşişlerin oturduğu binaya verilen ad.
MANCINIK : Topun icadından önce ağır taşları fırlatmak için kullanılan araç.
MANDA : Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bazı az gelişmiş ülkeleri kendi kendilerini yönetecek seviyeye gelinceye kadar 'Milletler Cemiyeti'adına yönetmek için bir büyük devlete verilen vekillik.
MANGIR : Eskiden bakır paraya denirdi (Mangır: Bakır)
MARÛNİ : Aziz Marûni'nin çömezleri. (Bunlar Suriyeli'dir ama Lübnan da otururlar.)
MECELLE : Tanzimat döneminde hazırlanan 'Medenî Kanun'un şdı.
MEDRESE : Yüksek okul. İslâm ülkelerinde ve Osmanlılar'da üniversite.
MEHTER : 'Mehterhane'nin kısaltılmışı. Askerî bando.
MELİK : Hükümdar yerine kullanılan deyim.
MEŞRUTİYET : Bir hükümdarın başkanlığı altında yürütme organına (hükümete) karşılık, seçilmiş bir meclisin yasama yetkisini kullandığı ve teorik olarak kuvvetler ayrılığı sistemine dayanan yönetim şekli.
MEVLEVÎ : Mevlâna Celâleddin Rumî'ye bağlanan tarikat ve ona girmiş olanlar.
MEZHEP : Bir dinin içinde anlayış ayrılığı yüzünden meydana gelen kollar. Ayn yol.
MİNYATÜR : Eski el yazısı kitapları süslemek için sulu boya ile yapılan ince, renkli resimler. (Minyatürün kendine özgü bir üslûbu vardı. Geçmişin kıyafetini en iyi yansıtan belgeler minyatürlerdir)
MİRALAY : Albay
MİRLİVA : Tuğ ve tümgeneral
MİRÎ : Devletin, hazinenin matı olan.
MİRZA : Timuroğuiları Türk hanedanında prenslere (şehzadelere) verilen unvan.
MOLLA : En yüksek rütbeli kadı. Bilgin (Medrese öğrencileri ve okur-yazar olanlar için de unvan olarak kullanılmıştır.)
MONARŞİ : 1. Siyasî otoritenin bir kişinin üzerinde toplandığı devlet yönetimi.
2. Kıral veya imparatorun miras yoluyla başa geçtiği rejim.
MUHTARİYET : Yeniçeri Ocağı'nı oluşturan 196 ortadan 27. ortaya verilen unvan.
MUKADDES EMANETLER : Hz. Peygamberden ve yakınlarından (Sahabe'den) kalan şahsî eşya ve hatıralar.
MUTASARRIF : Sancaklarda (illerde) en büyük idare âmiri. (Bu deyim Tanzimat'tan sonra kullanıldı).
MUTASAVVIF : Tasavvufa bağlanan ve o yolda yürüyen kimse. (Tasavvuf: Tanrı'nın birliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği Vahdet-i vücud' anlayışı ile açıklayan dinî ve felsefî akım)
MÜDERRİS : Medreselerde (üniversitelerde) en yüksek rütbeli öğretim üyesi. (Bugünkü ordinaryüs profesör gibi)
MÜFTÜ : İl ve ilçelerde Müslümanların din işlerine bakan görevli.
MÜHENDİSHANE : Eskiden topçu subayı, istihkâm subayı ve mühendis yetiştiren okul.
MÜHR-Ü HÜMAYUN : Padişahın mührü. (Sadrazam tarafından kullanılırdı)
MÜLAZİM 1. Stajyer anlamında kullanılan bir deyim.
2. Eskiden teğmen.
MÜLKİYE : Devletçe r'ütbe sırasına göre aynlan üç sınıftan biri. (Diğer iki sınıf: ilmiye ve askeriye)
MÜNECCİM : Yıldızlar (Astronomi) ilmiyle uğraşan ve ondan geleceğe dair hükümler çıkaran kimse.
MÜRİD : 1. Bir üstada bağlı oian çömez. Tilmiz.
2. Tasavvuf yoluna yeni girmiş, ama deneme ve sınav devresini geçirmiş, bütün varlığı ile şeyhine bağlanmış kişi.


Kazanmak kirlidir kaybedelim insan kalırız... /gazapizm

Tarih deyimleri ve terimleri-

- N -

NAHİYE : Bucak. Köyden büyük, ilçeden küçük idarî birim,
NAKİB-ÜL EŞRAF : Hz. Peygamber sülâlesinden olanların işlerine bakmakla görevli memur (Onların neseplerini, doğum ve ölümlerini kaydeder, âdi sanata girmelerine, fena hallere düşmelerine engel olur, haklarını korur, ganimetten paylarını dağıtırdı. En şerefli, en yüksek görevlerden biri. sayılırdı)
NAKİT : Para, akçe.
NAKKAŞ : Nakış ressamı, bezekçi, nakış yapan usta.
NÂME : Mektup.
NÂME-İ HÜMAYUN : Osmanlı padişahlarının Müslüman ve Hıristiyan hükümdarlarla Mekke Şerifi'ne, Kırım Hanı'na, Erde! kıraîs'na, Eflâk ve Boğdan voyvodalarına, Gürcü ve Dağıstan hanlarına gönderdikleri mektup.
NAVLUN : Gemi kirası. Gemiye yüklenen malın taşınması için îstenen ücret.
NAZIR : Bakan. (1826'dan Osmanlı İmparatorluğunun sonuna kadar kabine üyelerine verilen unvan.)
NEMÇE : Osmanlılar zamanında Avusturya yerine kullanılırdı. Nem-se de.denir.
NEVBET : Eskiden, belirli zamanlarda resmî yerlerde çalınan mızıka (bando) için kullanılan bir deyim (Nevbet vurulmak: Belirli zamanlarda çalınan ve mehterhane için kullanılan iy deyim.)
NİŞAN : Devlet tarafından hizmet ve başarj ödülü olarak ver göğse takılan altın, gümüş ve kıymetli taşlarla süslü özel anlamlı maden.
NİŞANCI : Divan-ı Hümayun üyesi olan yüksek dereceli memur. (Berat, nâme, mektup, âhidname, hüküm, bitik... gibi evrakın baş tarafına padişahın imzası olan nişanı koyar veya tuğra çekerdi. Nişancıya Tuğraî, Muvakî, Tevkiî, de denirdi. Beylerbeyi ve vezir rütbesinden daha aşağı olmakla beraber, protokoldeki yeri taht kadılarından öndeydi.)
NİŞANTAŞI : Padişah, şehzade ve tanınmış okçuların attıkları okların düştükleri yere dikilen taş. (Bu taşların üzerine ok menzili, atış tarihi, atan kimsenin adı yazılırdı. İstanbul'daki Okmeydanı'nda tanınmış okçuların katıldığı yarışmalarda en uzun menzile ok atan adına da nişan dikilirdi. Nişan taşlarının boyları 1-3 m. arasında değişirdi. Bugün hâlâ İstanbul'un Okmeydanı, Nişantaşı, Topağacı semtlerinde nişan taşları vardır).
NİZAMI CEDİD : III. Selim zamanında Yeniçeri Ocağı'ndan ayrı olarak kurulan talimli asker ocağına verilen ad. (Bugün Nizam-ı Cedit şeklinde yazılıyor. Sözlük anlamı 'yeni düzen' demektir).
NİZAMİYE : Tanzimat devrinde kara ordusu. Kışla veya ganizonlann cümle kapısı.
NİZAMNAME : Tüzük. Osmanlı Devleti'nde kanunların uygulanmasını gösteren ve bu konudaki emirleri tespit eden kurallar.
NUREDDİN : Kırım Hanlığı'nda ikinci veliahta verilen unvan. (Birinci veliahta 'Kalgay' denirdi.)
NUTUK : Bektaşiler arasında 'Şeyh Sözü' anlamında kullanılırdı. Bugünkü karşılığı 'söylev'dir. Öğretmek veya ikna etmek amacıyla halkın önünde yapılan konuşmaya denir.

- OÖ -

OBA : Eski Türkler'de (Oğuziar'da) çadırlarda yaşayan göçebe halkın meydana getirdiği topluluk. Çadır halkı. Bu topluluğun bir süre için konakladığı yer. Kabile anlamına da gelir. 'Boy: dan daha küçük bir şubedir.
OCAK : Yeniçeri teşkilâtı hakkında kullanılan bir deyim.
OĞAN : (Eski Türkler'de) Tanrı.
ORTODOKS : Hıristiyanlık'taki üç büyük mezhepten birinin adı. (Bu mezhebin başı olan patrik, Fener Patrikhanesi'nde oturur. Diğer iki mezhep: Katoliklik ve Protestanlık)
OTAĞ : İçinde birçok bölümün bulunduğu büyük ve süslü çadır. (Otağ-ı Hümayun: Padişah çadır)
OTURAK : Osmanlı ordusunda emekliye aynfâfi aster. Emekli.
ÖRF : Kanunlarla belirlenmemiş olan, haftan temS^nden uyduğu gelenek. Âdet.
ÖRFİ İDARE : Sıkıyönetim
ÖŞÜR : Toprak ürünlerinden hazine giderleri için alınan onda btr oranında vergi. (Çoğulu: Aşar)

- P -

PADİŞAH : Osmanlı hükümdarlarına verilen unvan. 'Büyük İmparator' anlamına gelir.
PALANKA : Etrafı hendeklerle çevrilmiş, ağaç ve topraktan yapılan kale.
PAPA : Katoliklerin ruhanî lideri. En büyük rahip.
PAŞA : Osmanlı devletinde rütbesi albaydan büyük subaylara ve yüksek rütbeli sivillere verilen unvan. Aslı 'Baş Ağa'dır. Bugün yalnız askerlere verilen ve 'general' karşüığmda kullanılan unvan.
PATRİK : «Ortodökslar'ın ruhanî lideri. En büyük Ortodoks rahibi.
PATRONA : Deniz Kuvvetlerinde ferik (tümamiral).
PAYE : Derece, rütbe karşılığında kullanılan deyim.
PAYİTAHT : Başkent. (Kelime anlamı; Tahtın ayağı.)
PEY : Osmanlıların ilk devirlerinde 'postacı' ve 'muhafızlar' son sıpahi Çavuşu devirlerinde ise törenlerin şatafatını arttırmak için çalışan görevliler idi.
PIR : Bir tarikat veya sanatın ilk kurucusu. Herhangi bir konuda tecrübeli. Üstad.


Kazanmak kirlidir kaybedelim insan kalırız... /gazapizm

Tarih deyimleri ve terimleri-

- R -

RAKİK : Köle, cariye anlamına kullanılan bir deyim.
RAVZAİ MUTAHHARA : Hz. Muhammed'in mezarı yerine kullanılan deyim, (Ravza: Bahçe, Cennet).
RAYET : Sancak, bayrak.
REAYA : Osmanlılar'da önce bütün tebaya, sonraları yalnız gayrimüslimlere (Müslüman olmayan halka) verilen ad. (Raiyet'in çoğuludur ve 'itaat eden', Vergi veren halk' anlamına gelir.
REDİF : Asıl askerlik görevini yaptıktan sonra yedeğe ayrılan 26-32 yaşları arasındaki erkeklere verilen isim.
REİS-ÜLETİBBA : Bugünkü 'Sağlık Bakanı' karşılığında bir deyim. Hekimbaşı Tersane Kolcusuda denir (Kendisinin hekim olması şart).
REİS-ÜLKÜTTAB : Dışişleri Bakanı
RİCAL : İleri gelen devlet adamları anlamında kullanılır. (Devlet Ricali)
RİKÂBDAR : Padişah ata binip inerken üzengiyi tutan görevli. (Rikâb: Üzengi).
RUMELİ : Osmanlı Devleti'nin Avrupa kıtasındaki topraklarına verilen ad. Selçuklular zamanında ve daha önceki devirlerde Anadolu'ya da 'Rumeli' denirdi. (Celâleddin-i Rumî: Rumelili Celâleddin).
RUZNAME : Günlük gelir-giderlerin ya da olayların kaydı için tutulan defter.
RÜTBE : Askerlere, devlet memurlarına ya da halktan bazılarına ve Topçu Başılarına verilen derece, paye ve unvan hakkında kullanılan bir deyim.

- S -

SAADETLÛ : Osmanlı Devieti'nde albay ile korgeneral arasındaki rütbelilere ve bunlara denk makamlarda bulunan sivillere hitap ederken söylenen deyim.
SADÂBAD : Sultan III. Ahmed'in saltanatı ve Nevşehirli İbrahim Paşanın sadrazamlığı zamanında, İstanbul Kâğıthane'de yapılan 'Sadâbad Kasrı' adı verilen bir yapı dolayısiyle, bu kasrın bulunduğu bölgeye verilen ad. (Dereler, fıskiyeler, ağaçiar ve çiçek bahçeleriyle en güzel mesirelerden biriydi).
SADARET : Sadrazamlık (Başbakanlık) anlamında kullanılan deyim.
SADRAZAM : Osmanlılar'da Hükümet Başkanı.
SAKA : Yeniçeri ocağının su ihtiyacını temin eden görevli.
SALMA : Köy İhtiyar Heyetr'nin kararı ile köy işlerinin görülmesi için köylüden toplanan para.
SALNAME : Bir yıllık olayları gösteren kitap. Yıllık.
SANCAK : 1. Orduların, temsil ettikleri devletin alâmeti olarak kullandıkları bayrak.
2. Osmanlılar'da 'il' karşılığındaki idarî birim.
SANCAK BEYİ : Sancakları yöneten, idarî yetkileri de bulunan askerî rütbe.
SANCAK-I ŞERİF : Hz. Muhammed'e ait olup bugün Topkapı Sarayı'nda Mukaddes Emanetler arasında bulunan ve korunan sancak.
SAYVAN : Otağ, büyük çadır yerine kullanılan deyim.
SEFER : Savaş durumu. (Hazarda ve seferde: Barışta ve savaşta)
SEFİNE : Gemi. (Sefine-i Nuh: Nuh'un gemisi)
SEKBAN : Osmanlılar'da sınır boylarında görev yapan bir sınıf asker. (Halk arasında bunlara 'Seymen' de denirdi).
SELAMLIK : Konaklarda erkeklere mahsus daireye verilen ad. (Haremlik: Kadınlara mahsus daire)
SELATİN CAMİ : Padişahlar, şehzadeler, sultanlar tarafından yaptırılan camilere verilen ad.
SERASKER : Osmanlı Ordusu'nun kumandanlığını yapan vezir. Daha sonra Harbiye Nazırı (Milli Savunma Bakanı) denildi.
SERDAR : Savaş halindeki ordu kumandanına verilen unvan. Serasker de denir. (Serdar-ı Ekrem: Başkumandan)
SERDENGEÇTİ : Fedai. Akıncılar arasında düşman içine dalmak ya da kuşatma altındaki kaleye girmek için gönüllü yazılanlar.
SERHAD : Sınır boyu, sınır başı.
SİKKE : Madenî para. Madenî paralara vurulan damga.
SİLÂH DAR : Sarayın yüksek memurlarından birine verilen unvan. Padişah ya da vezirin silahlarına bakardı.
SİPAHİ : Süvari. Atlı asker.
SOLAK : Yeniçeri ocağını oluşturan 196 ortadan 60,61,62,63. ortalara verilen isim.
SUBAŞI : Osmanlı devrinde belediye görevlisi. Kasaba işlerine bakan kimse.
SURRE : Hac dolayısiyle padişah tarafından Haremeyn'e (Mekke ve Medine'ye) gönderilen para.
(Surre Alayı: Bu parayı götüren takım).
SÜ : (Göktürkier'de) asker, ordu. (Sü Beği: Asker-Subay).
SÜNGÜŞMEK : Süngüleşmek, savaşmak (Göktürkier'de)
SÜNNÎ : Hz. Muhammed'in yolunda giden, dört imamdan birinin mezhebinden olan kimse.
(Dört İmam: Ebu Hanife, Safî, Malik, Hanbel).

- Ş -

ŞAH : İran'da imparator'karşılığında kullanılan unvan. (Şehinşah: Şahlar Şahı)
ŞAKİRT : Öğrenci.
ŞAMAN : Sibirya'da oturan bazı Türk boylarında tef çalarak, dansederek, şarkı söyleyerek ayin yapan ve böylece ruhlarla ilişki kurarak hastalıklan iyi ettiğine, istenilen birtakım sonuçları sağladığına inanılan kimselere Avrupalılar'ın verdikleri ad.
ŞATIR : Padişahların maiyetinde debdebeyi arttırmak için atların yanında yürüyen hizmetkârlar.
ŞEB-İ ARUS : Mevlâna'nın ölüm yıldönümünde yapılan törene verilen isim.
ŞEHREMANETİ ; İstanbul Belediyesinin eski adı.
ŞEHREMİNİ : Belediye Başkanı
ŞEHZADE : (Şah oğlu). Osmanlı hükümdar sülâlesinin erkek evlâtlarına verilen unvan.
ŞERİAT : Kur'ân'a dayanan Müslümanlık yasası. İlâhî kanun. İbadete ve hukuka ait kuralların bütünü.
ŞEYH : Bir tarikatin pîri, başı.


Kazanmak kirlidir kaybedelim insan kalırız... /gazapizm

Tarih deyimleri ve terimleri-

- T -

TAASSUP : Bağnazlık. Bir düşünceye, bir inanışa aşırıölçüde bağlanıp ondan başkasını düşünmeme durumu.
TABGU TAÇ : (Eski Türkler'de) Tapılan şey: Güneş, ay, yıldızlar, gök gür-lemesi, şimşek... gibi tabiat güçleri.
TAHT : Hükümdarların hükümdarlık belirtisi olarak başlarına koydukları değerli maden ve mücevherlerden yapılan süslü başlık.
TAKRİR : Padişahların törenlerde üzerine oturdukları süslü koltuk.
TAMGAÇI : Önerge. Bir işi resmen ve yaz\U olarak ilgili makama bildirme.
TANHU : (Göktürkler'de) Mühürdar. Damga vuran.
TANRIKUT : Hunlar'da bütün Türkler'in bası: Yabgu, Kağan, Hakan. Bunlar Gök Tann'nın yeryüzündeki temsilcisi sayıldıkları için (kutlu oldukları için) Tanrıkut adıyla da anılırlardı.
TANZİMAT : Sultan Abdülmecit zamanında 1839'da 'Gülhane Hatt-ı Hü-mayun'u adıyla anılan bir fermanla ilân edilen, yönetimi iyileştirme tasarısı ve bu iyileştirmenin yapıldığı dönem.
TARİKAT : Tasavvufa dayanan ve bazı ilkelerle birbirinden ayrılan, Tan-rı'ya ulaşma' arzusuyla tutulan yollardan biri.
TASAVVUF : Tann'nın niteliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği 'Vahdet-i Vücud' anlayışıyla açıklayan dinî ve felsefî akım. İslâm mistisizmi.
TATAR : Posta görevlisi. Osmanlılar'ın genellikle Doğu Türkleri'ne verdikleri ad.
TEBA : Uyruk. Bir devletin yönetimi altında bulunan insanların tamamı.
TEBER : Dervişlerin ve peyklerin taşıdıkları sapı uzun, keskisi hilâl şeklinde, küçük ve hafif balta.
TEDAFÜİ : Savunma ile ilgili. Savunma amaçlı. (Tedafüî pakt: Savunma amaçlı pakt).
TEKKE : Tarikatten olanların barındıkları, ibadet ve tören yaptıkları yer. Dergâh.
TELHİS : Sadrazam tarafından padişaha sunulan yazılı kâğıt.
TENGRİ : (Göktürkler'de) Tanrı. Gök tanrısı.
TENNURE : Mevlevîler'in giydikleri kolsuz, yakası yırtmaçlı, bel tarafı kırmalı, geniş ve uzun entari.
TEŞRİFAT : Resmî günlerde ve törenlerde, devlet büyüklerinin makam ve rütbe sırasına göre yeralmaları veya kabul edilmeleri. Protokol.
TEVCİH : Vezir, beylerbeyi ve sancak beylerine tayin edilmeleri dola-siyle çıkan (tayin edildiklerini bildiren) ferman için kullanılan deyim.
TEVKİ FERMANI : Tuğra, nişan ve daha çok imza anlamına gelir. Padişah buyruklarına çekilen tuğra. Bu tuğrayı taşıyan buyruk.
TEVKİÎ : 'Nişancı', Tuğraî' deyimleriyle eşanlamlıdır. Hükümdarların alâmeti bulunan ferman ve beratlara 'nişan' denirdi. Bu alâmeti o ferman ve beratlara çekmekle, vurmakla görevli memurlara da Tevkiî', 'Nişancı' ya da Tuğraî' denirdi.
TEZKİRE : 1. Aynı şehir ve kasabada bulunan resmî dairelerin birinden ötekine ve halkın birbirine yazdıkları kağıt.
2. Resmî dairelerde yazı işlerinde bulunanlara 'tezkirecP yerine 'tezkire' de derlerdi.
3. Divan-ı Hümayun kâtiplerine Reis-ül Küttap tarafından verilen kimlik kâğıdının adı.
4. Şairlerin özgeçmişlerini anlatan kitap.
5. "Esnafa ye halka verilen resmî kâğıt. (Esnaf tezkiresi);
TEZKİRECİ : Özel kalem müdürü. Kâtip. Yazıcı.
TIMAR : Anadolu Selçuklularımda ve Osmanlılar'da belirli görev ve hizmet karşılığında kişilere verilen, yıllık 3-20 bin akça arasında değişen toprak.
TİGİN : (Göktürkler'de) Hakan oğullarına verilen unvan. Prens.
TİRKEŞ : Ok mahfazası.
TOPHANE : Top yapılan yer. Top fabrikası.
TOPRAKBASTI PARASI : İstanbul'a sevkedilen koyun ve keçi gibi hayvanların geçitlerden, yollardan, köprülerden geçirilmesi karşılığında alınan vergi. Buna resmî olarak 'mürûriye', 'selâmet akçesP denirdi. Ama halk Toprakbastı parası' deyimini kullanırdı.
TUG : Paşalara verilen at kılından yapılmış sorguç. Bunların sayısı paşaların rütbesine göre değişirdi: Sancak beylerinin (mirlivaların) 1; beylerbeylerinin (mirîmiranların) 2; vezirlerin ve seraskerlerin 3; sadrazamın 5; padişahın 7 veya 9 tuğu olurdu. Şeyhülislâmın biri toplu öteki topsuz 2, kazaskerlerin 1, yeniçeri ağalarının 2 topsuz tuğları vardı.
TUĞRA : Osmanlı padişahının imza yerine kullandığı, özel şekli olan, sanat eseri halinde yapılmış ve sembolleşmiş işareti.
TULUMBACI : Yangın tulumbalarını koşarak yangın yerine ulaştıran ve yangının söndürülmesi için çalışan görevliler.
TURNACI :1. Yeniçeri Ocağı'nı meydana getiren 196 ortadan 68. ortanın adı.
2. Devşirme göreviyle Rumeli ve Anadolu'ya gönderilen subaylara da 'turnacı' denirdi.
3. Av köpeklerini eğiten ve bakımını yapan görevli.
TURNACIBAŞI : ilk Osmanlı padişahlarının av ağalarından birinin adı. idi. Avcılık yalnız eğlence için yapılmazdı, bir çeşit askerî manevra ve gösteri niteliği de taşırdı.
TÜLBEND AĞASI : Padişahın sarık ve çamaşırlarını muhafaza eden, temiz tutan ve padişahı giydiren görevlinin unvanı, (Hırka-i Şerifin bulunduğu daireyi de temi: .utmakla görevli idi).
TÜMEN TÜRBE : (Göktürkler'de) On bin. Bugün, alayla kolordu arasında yer alan birlik.
TÜRBEDAR TÜRE : Ölünün gömülü olduğu yerin üstüne yapılan bina. Anıtmezar. Selçuklu Türkleri'nin türbeleri daha çok çadırı andırır. Osmanlılar'da ise kubbelidir.
TÜZÜK : Türbede hizmet gören, oranın bekçiliğini yapan kimse. Âdet, nizam, yasa, töre. Orhun Anıtlan'nda 'türü' şeklinde geçer ve yer yer 'bark' deyimi de kullanılır. Bir toplumun, bir kurumun ya da bir teşkilâtın (örgütün) uygulayacağı esasları, hükümleri sırasiyle gösteren madelerin topuna verilen ad. Nizamname.

- UÜ

UBUDİYET : Bağlılık, kulluk. Tasavvufta: Ahidlere, verilen söze uymak, ilâhî sınırı aşmamak, var olanla yetinmek ve yokluğa karşı sabırlı olmak anlamlarına gelir.
UÇ : Türk devletlerinde sınırlara, sınır boylarındaki sancaklara (illere) verilen ad. (Uç Beyi: Sancaktardaki sancak beylerine verilen unvan.
ULA : Mülkiyede (idarî işlerde) görev yapanlara verilen unvanlardan biri. Bir rütbe. Bu rütbede olanlar 'rical'den (ileri gelen devlet adamlarından) sayılır ve protokolde özel yerleri olurdu.
ULAH : Osmanlılar'ın Güney Romanya'da (Eflâk'te) yaşayanlara verdikleri isim.
ULAK : Devlete ait yazıları (evrakı) bir yerden başka yere götürüp
getiren memur. Haberci.
ULEMA : Dinî ilimlerle uğraşanlar. Alimler. Bilginler.
ULUFE : Yeniçerilere, sipahilere üç ayda bir verilen maaş.
UR : 1. Toprak tabya. Önünde hendek olan istihkâm. 'Or' olarak da söylenir.
2. Silâhsız, mühimmatsız olanlar. Yeniçeri Ağası
URUK : Irklar, kökler, damarlar.
ÜÇ AYLAR : Kutsal Ramazan ayı ile ondan önce gelen iki ay: Recep, Şaban, Ramazan ayları.
ÜMERA : Yüksek rütbeli subaylar ve sancak beyleri için kullanılan unvan. (Emir'in çoğulu).
ÜMMET : Bir peygambere inananların hepsi. (Muhammed ümmeti).
ÜZENGİ AĞASI : Padişahın bindiği atın üzengisini tutar ve yanında yaya olarak yürürdü. 'Rikâbdar' da aynı anlama gelir.


Kazanmak kirlidir kaybedelim insan kalırız... /gazapizm

Tarih deyimleri ve terimleri-

- V -

VAHDETİ VÜCUD : Yaratanla yaratılanın bir oluşunu, tek kaynaktan geldiğini savunan tasavvuf görüşü. (Vahdaniyet: Tann'nın 'Birliği)
VAİZ : Camilerde Müslümanlar'ı aydınlatmak için konuşma yapan, dinî öğütler veren kimse. (Vaizin verdiği öğütlere 'va'z, vaiz' denir)
VAKA-YI HAYRİYE : Hayırlı olay: Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması olayı için kullanılan deyim.
VAKANÜVİS : Osmanlıiar'da 18. yüzyıldan itibaren resmî tarihçilere verilen isim. (Olayları yazan).
VAKIF : Kamunun (ammenin) yararına ayrılan taşınır ya da taşınmaz mal. (Vakıflar tüzel kişiliğe sahiptir).
VALİDE SULTAN : Padişah annelerine verilen unvan.
VARİDAT : Gelirler. (Varidatçı: Maliye Nazırlığı'nda devletin gelir işlerini yürüten memur)
VEHHABİLİK : Onsekizinci yüzyılda Arabistan'da, Abdülüvehhab tarafından kurulan mezhep. (Bugün Suudi Arabistan'da bu mezhepten olanlar çoğunluktadır.)
VELÎ : Tasavvufta, gizli bilgilerle donanmış, dünya nimetlerine önem vermeyen Allah'a yaklaşan ve Allah tarafından korunduğu kabul edilen kimse. Ermiş. Yatır. (Çoğulu: Evliya).
VELİAHT : Bir hükümdarın yerine geçecek olan prens veya şehzade.
VELİYULLAH : Allah'a yakınlık kazanmış kimse.
VERASET : Bir kimsenin para, mal ve haklarının kendi soyundan veya neslinden olanlara geçmesi. (Hükümdarlık unvan ve haklarının kendinden sonra gelenlere miras yoluyla geçmesi).
VEZİR : Osmanlılar'da sadrazamlıktan sonra gelen en yüksek rütbe. (Vezirler arasında da rütbe farkı vardı).
VEZİR-İ ÂZAM : Onyedinci yüzyıl ortalarına kadar 'Sadrazam' yerine kullanılan unvan veya sıfat. (En büyük vezir).
VİLÂYET : Osmanlılar bu ismi eyaletler için kullanırlardı. 'Sancak' ise bugünkü 'il' anlamına geliyordu.
VİRE VİRA : Kuşatılan bir kalenin teslim şartı. (İki taraf arasında müzakere yoluyla tespit edilirdi).
VOYVODA : Boğdan ve Eflak eyaletlerinin başında bulunan ve genellikle o ülkelerin hanedanından olan genel vali. (Eyaleti padişah adına bunlar idare ederdi).

- Y -

YABGU : Bir unvan. Eskiden, Türk Devleti'nin doğu kısmının başkanı: Doğu Türk İli Hakanı.
YAĞI : (Eski Türkler'de) Düşman.
YALI BOYU : Osmanlılar Tuna boylarına 'Yalı Boyu' derlerdi.
YAMAK : Yeniçeri, topçu ve humbaracı ocaklarında asker adayı. Sınır kalelerinde sefere gitmeyen, kaleyi bekleyen asker.
YARLIKAMAK : (Yarlıgamak) (Eski Türkler'de) Buyurmak, haşmetle yapmak, bağışlamak, esirgemek, korumak.
YENİÇERİ : Osmanlılar'ın, önceleri devşirme yoluyla toplanan gençlerden oluşturduğu piyade sınıfı.
YENİ OSMANLILAR : Sultan Abdülaziz devrinde Meşrutiyet'e geçilmesi için çalışan ve bunun için kurulmuş olan cemiyetin adı. Bunlara "Genç Osmanlılar" da denirdi.
YOĞ (Yuğ) : (Göktürkler'de) Ölü için yapılan tören. Matem töreni. Ölü yemeği.

- Z -

ZAĞARCI : Yeniçeri Ocağı'nın 64. ortasına verilen isim. Padişah tarafından avda kullanılan zağarları (bir cins av köpeği) yetiştirdikleri için bu adı almışlardı.
ZAPTİYE : Güvenlik işleriyle uğraşan askerî kuruluş.
ZEAMET : Fetih sırasında devlete ait araziden savaşçılara ve bir kısım devlet ve saray memurlarına kılıç hakkı olarak verilen toprak. (Zeamet, 1840 yılında kaldırıldı).
ZENBEREKÇİ : Yeniçeri Ocağı'nm 88. ortasına verilen isim. Bunlar silah olarak 'zenberek' denilen bir ok kullanırlardı.
ZEVRAK : Küçük savaş gemisi.
ZIRH : Oktarvkılıçtan korunmak için giyilen çelik elbise.
ZULKARNEYN : Büyük İskender'e Araplşr'ın ve Türkler'in verdikleri isim.


Kazanmak kirlidir kaybedelim insan kalırız... /gazapizm