Atatürk'ün Halef Adayı; Fevzi Çakmak

Atatürk'ün Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak'ın anlattığına göre Atatürk, kendisinin halefi olarak Fevzi Çakmak'ı görmekteydi. "Şüphesiz ki, konuşma ve seçme hakkı TBMM'ye aittir ancak bu konudaki düşüncelerimi...

Başlatan MaSaL, 02 Mayıs 2021, 05:15:49

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Topic keywords [SEO] Adayı;Atatürk'ünÇakmakFevziHalef

Atatürk'ün Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak'ın anlattığına göre Atatürk, kendisinin halefi olarak Fevzi Çakmak'ı görmekteydi. "Şüphesiz ki, konuşma ve seçme hakkı TBMM'ye aittir ancak bu konudaki düşüncelerimi belirtmek isterim. Akla ilk olarak İsmet Paşa gelmektedir; kendisi bu ülkeye büyük katkılarda bulunmuştur. Ancak, bir nedenden dolayı kamuoyunun teveccühünü kazanamamış gibi görünüyor.

Mareşal Fevzi Çakmak da ülkesine büyük katkılarda bulundu ve bununla birlikte herkesle de iyi geçinebilmekte. Üslerinin düşüncelerini her zaman takdir etmiş ve kimse ile kavga içerisinde değil. Bu sebeplerle kendisi devletin başı için en uygun adaydır."

Alnında zafer ve fazilet yıldızı parlayan bir komutan... inanan ve inandığına inandıran bir insan...

Savaş meydanlarında da, mütevazı bürosunda da vakar sahibi, mü'min, güven verici Mareşal!..

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun sessiz mimarlarından biri... Hayatının yarım yüzyılını Türk ordusunun içinde ve başında geçirmiş bir asker... Türkiye Cumhuriyeti'nin iki mareşalinden biri...

Asıl adı, Mustafa Fevzi'dir. 12 ocak 1876'da İstanbul'da Cihangir semtinde doğdu. Babası, topçu albaylarından Ali Bey'dir. Bu, asker ailenin asker çocuğu 1895'de Harp Okulu'ndan teğmen olarak orduya girdi. Üç yıl sonra, 1898'de kurmay sınıflarını tamamlayarak yüzbaşı oldu. Genelkurmay Dördüncü Şubesi'ne atandı. Burada bir süre hizmet verdikten sonra Rumeli'ye gönderildi. Bulunduğu bölgede, Sırplar ve Arnavutlar arasında çekişme vardı. Bu bölgede verdiği değerli hizmetlerle dikkatleri üzerinde topladı. Komutanları tarafından takdir ediliyor, insan ilişkilerinin uygar bir ortamda sürdürülmesi konusunda, büyük yeteneği göze çarpıyordu. Dokuz yıl sonra albaylık rütbesine erişti.

ATATÜRK İLE KOSOVADA TANIŞTI

Fevzi Çakmak'ın Rumeli'nde hizmet verdiği dönem, Osmanlı İmparatorluğu'nun karışık ve sıkışık olduğu bir dönemdi. Jön Türkler, özellikle Rumeli'nde geniş bir teşkilât kurmuşlar, Meşrutiyet'in yeniden ilânını sağlamaya çalışıyorlardı. Kolağası Niyazi, Resne taburu ile dağa çıkmıştı. Bunu, Kolağası Enver'in başkaldırması izledi.

Bu karışıklıkları bastırmak için gönderilmiş, 18'inci Nizamiye Tümeni Komutanı Şemsi Paşa, Manastır'da Teğmen Atıf tarafından vuruldu. Komutanı vurulan bu tümenin Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak'tı. Bu nazik dönemde Çakmak, gösterdiği esneklikle hem hükümetin düşmanlığını üzerinde toplamamış, hem genç ittihatçıların hücum hedefi olmamıştır. Şemsi Paşa'nın öldürülmesinden sonra, elindeki kuvvetleri İttihatçılar aleyhinde kullanabilir, sarayın ve hükümetin gözüne girebilirdi. Bunu yapmadı, böylece de İttihatçı genç arkadaşlarını korumuş oldu. 1908 İkinci Meşrutiyet devrimi sırasında Fevzi Çakmak, tehlikeli bir sınır bölgesi olan Yenipazar sancağında hem mutasarrıf, hem 35'inci Nizamiye Tümenimin komutanı idi.

Devrimin, bünyesinde getirdiği taşkınlıkları, kargaşayı büyük bir ustalıkla önledi; İttihatçıların da İttihatçılara karşı olanların da şikâyetlerine muhatap olmadı. Bir süre de, mutasarrıflık görevi devam etmek şartı ile, Kosova Kolordusu Kurmay Başkanlığına getirildi. Atatürk'le tanışması, bu yıllara rastlar.

Atatürk, Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşanın maiyetinde Arnavutluk isyanını bastırmaya giderken, Kosova Kolordusu Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak'la tanıştı ve bu vakarlı askeri sevdi..

İtalyanlar, Trablusgarp'a hücum edince, Atatürk ve bazı arkadaşları Trablusgarp'a geçtiler ve orada bir mukavemet cephesi kurdular. Bu sırada Fevzi Çakmak, İtalyanların Adriyatik kıyılarına asker çıkarması ihtimaline karşı hazırlanan Garp Kolordusu Kurmay Başkanlığı'nı yapıyordu. Balkan Savaşı önceleri, Vardar Ordusu Harekât Şubesi Müdürlüğünde, Balkan Savaşı'ndan sonra, Ankara Tümeni komutanlıklarında bulundu, az sonra da 5 inci Kolordu Komutanlığı'na atandı. 1914 yılı martında mirliva, yani general olmuştu.

PARLAK HİZMETLER VERDİ

Birinci Dünya Savaşı'nda kolordusu ile birlikte, Çanakkale savaşlarına katıldı. Savaş sonunda Atatürk'ün Anafartalar Grup Komutanlığımdan ayrılması üzerine, bu komutanlığa vekâleten baktı.

Onu, 1916'da 2'nci Kafkas Ordusu Komutanı, 1917'de 2'nci Ordu Komutanı olarak görüyoruz. Çanakkale'de olduğu gibi, burada da Atatürk'le halef-selef olmuşlardır. Bundan sonra Suriye'de 7'nci Ordu Komutanlığı'na getirildi. Burada parlak hizmetler verdi ve bu hizmetlerine karşılık 28 temmuz 1918'de ferikliğe terfi etti.

Verilen görevi eksiksiz yapan, aralarında bulunduğu insanları gücendirmeden, incitmeden çalışmalarını sağlamasını bilen, bu doğuştan babayani asker Fevzi Çakmak, yavaş yavaş çevresine kendisini kabul ettiren ve gözüne bakılan, sözüne kulak verilen insan olmuştu. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından sonra, Genelkurmay Başkanlığına getirildi.

Mondros Mütarekesi maddelerinin tek taraflı bir yorumla uygulanması ve İzmir'in Yunan ordusu tarafından işgaline karşı idi. Genelkurmay Başkanı olarak aktif bir tavır almış, ne Suriye Fatihi diye bilinen General Allenby'nin İstanbul'a gelişinde kendisini karşılamaya gitmiş, ne de İzmir'in Yunanlılar tarafından işgaline razı olmuştur. Hele İzmir'e çıkarma yapması ihtimali olan Yunanlıların, İzmir'deki askerlerimiz tarafından silahla karşılanması için verdiği emir üzerine, Genelkurmay Başkanlığımdan ayrılmak zorunda kalmıştır.

14 Mayıs 919'da 1'inci Ordu Müfettişliğine atandı. Bu hizmette iken, Atatürk, 9'uncu Ordu Müfettişliğine tayin edilmiş ve İstanbul'dan ayrılırken, Fevzi Çakmak'la da görüşmüş, fikirlerini öğrenmek istemişti. O günlerde, Fevzi Çakmak'ın, Atatürk'ün fikirlerini tam olarak paylaştığı söylenemez. Çakmak, müttefik devletlerin birbirine düşmesinden Osmanlıların yararlanabileceğine inanıyor, olayların biraz daha gelişmesi lâzım geldiğini düşünüyordu. Bir ara, Mustafa Kemal'e karşı bir tutuma girmek üzere iken, Kâzım Karabekir Paşa'nın araya girmesi ile anlaşmazlık ortadan kaldırılabildi.

27 MAYIS 1920DE ASKERLİKTEN TARDEDİLDİ

Fevzi Çakmak, 3 Şubat 1920'de İstanbul hükümeti tarafından Harbiye Nazırlığına getirildi. Bu görevi yaptığı sıralar, Kurtuluş Savaşı'na değerli hizmetler vermek fırsatını bulmuştur. İstanbul'dan birçok silah ve cephanenin Anadolu'ya taşınması, değerli komutanların Anadolu'ya geçmesi, hep bu aylara rastlar ve Fevzi Çakmak'ın arkalaması ile gerçekleşir.

İstanbul, müttefik kuvvetler tarafından resmen işgal edilince, daha fazla beklemedi ve o da Anadolu'ya geçerek kurtuluş kavgasına, Atatürk'ün yanı başında katıldı. (8 nisan 1920),
Atatürk, Fevzi Çakmak'ın Kurtuluş Savaşı'na katılmasını çok iyi karşılamıştır. Kendisine, büyük ilgi gösterdi ve hemen Millî Savunma Bakanlığı görevini kendisine verdi.

İstanbul hükümeti güç durumda idi. Birçok sivil ve asker Anadolu'ya geçiyor, İstanbul hükümetine karşı tavır alıyordu. Harbiye Nazırının da Anadolu'ya geçmesi, İstanbul hükümeti için bardağı taşıran damla oldu. Fevzi Çakmak'ın askerlikten tard edildiğini ve idama mahkûm edildiğini ilân etti. Padişah Vahdettin, 27 mayıs 1920'de bu kararı tasdik ederek yürürlüğe koydu. Artık Atatürk gibi, Fevzi Çakmak da idam edilecekler arasına girmiş bulunuyordu.

Fevzi Çakmak, Ankara hükümetinde, Millî Savunma Bakanı ve Hükümet Başkanı olarak çalışmalara başlamış, yeni bir ordunun yaratılmasında onun azimli veferagatkâr çalışmaları büyük rol oynamıştır. 2'nci İnönü Zaferi'nden sonra T.B.M.M. kendisini orgeneralliğe yükseltti. Yine aynı görevini sürdürüyordu.

OY BİRLİĞİ İLE GENELKURMAY BAŞKANLIĞINA GETİRİLDİ

Kütahya ve Eskişehir savaşları aleyhimizde sonuçlanınca, gerek orduda, gerekse halk arasında moral bozukluğu dikkati çekti. Bu dönemde Çakmak, gerek T.B.M.M'nde yaptığı konuşmalarla, gerekse Anadolu Ajansı ile yayınlanan beyanatlarıyla ve gerekse, orduya yayınladığı beyannamelerle morali yükseltiyor, zafere olan inancı pekiştiriyor, bu konuda Atatürk'e büyük yardımları oluyordu. Nitekim Bakanlar Kurulu Başkanı sıfatı ile yayınladığı bir beyannamede şöyle demektedir:

"Düşmanın ilerlemesine karşı halkın katiyen tereddüt ve endişe etmesine mahal yoktur. Düşmanın, Anadolu içerisine doğru uzanmak isteyen kolları, mezarlarına yaklaşıyor. Bu yeni sefer, düşmanın ölüm yolculuğudur. Tanrı'nın yardımı ve yakın hadiseler bu neticeyi gösterecektir."

Sakarya Savaşı'na kadar, Millî Savunma Bakanı ve Bakanlar Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. Sakarya savaşlarının başlayacağına yakın sıralarda, T.B.M.M'nde sabırsızlıklar artmıştı!. Ordudan zafer bekleniyordu. Tarihi bir celsede, Atatürk'ün, ordunun başına geçmesi istendi. Atatürk, T.B.M.M. yetkilerinden bazılarının kendisine verilmesi halinde ordunun başına geçeceğini ve zaferi kazanacağını söyledi. İşte bunun üzerine T.B.M.M istenen yetkileri Mustafa Kemal Paşa'ya verirken, Bakanlar Kurulu Başkanı ve Milli Savunma Başkanvekili Fevzi Çakmak'ı oybirliği ile Genelkurmay Başkanlığına getirdi.

T.B.M.M. FEVZİ ÇAKMAK'A TAKDİRNAME VERDİ

Sakarya Savaşı'nın kazanılmasında Fevzi Çakmak'ın büyük yardımları olmuştur. Atatürk'ün yanında ve onun emrinde sadakatle çalışmış, bilfiil siperlere girmiş, askerin maneviyatını yükseltmiş ve düşmanın yenilgisinde pay sahibi olmuştur.
Savaşın, zaferle sonuçlanmasından sonra, T.B.M.M'nde İsmet İnönü ile birlikte bir takrir hazırlayarak, Mustafa Kemal Paşa'ya mareşallik rütbesi ile gazilik unvanı verilmesini teklif etmişler ve böylece Meclis, yalnız sultana ait olan bu hakkı kullanmak suretile, Atatürk'e, hem gazilik unvanını, hem mareşallik rütbesini vermiştir. Bu kararın Büyük Millet Meclisi'nden çıktığı gün, saltanatın fiilen kaldırılmış bulunduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü sonradan yurt dışına kaçan Padişah Vahdettin,yakınlarına o günü anlatırken, durumu böyle yorumladığını açıklamıştır.

Sakarya Meydan Muharebesinde yararlıkları görüldüğü için, T.B.M. M 'nce takdirname verilenlerin başında, Fevzi Çakmak vardır.

Atatürk, 26 Ağustos Büyük Taarruz planlarını, paşalara açıkladığı zaman, hayret ve şaşkınlıkla karşılanmış, İsmet Paşa dahil, komutanlar, bu planı tehlikeli bulmuşlardı. Atatürk'ün yaptığı savaş planını destekleyen sadece Fevzi Çakmak'tı. Sonradan, öteki komutanlar da planı benimsemişler ve zafer böylece kazanılmıştır. Bu savaşların da Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'tı. Bu zaferden sonra Fevzi Çakmak, T.B.M.M. tarafından mareşalliğe yükseltilmiş, böylece Fevzi Çakmak, Kurtuluş Savaşının, Atatürk'ten sonra ikinci mareşali olmuştur.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan 1944 yılına kadar aralıksız Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulundu. Ordunun, gözbebeği mareşali idi ve devrimler yapan Atatürk'le, İnönü hükümetini destekleyerek başarılarını kolaylaştırdı. Türk ordusunda eğitim ve öğretimin artmasına ve zinde bir güç halinde dünyada itibar sağlamasına emekleri geçmiştir. Yeni silahlarla donatılması için de çok çaba harcamıştır.

12 Ocak 1944 günü, Yaş Haddi Kanunu gereğince, emekliye ayrıldı, ömrünün yarım yüzyılını ordunun içinde geçirmiş bir komutanın emekliye ayrılması, kendisi için kolay olmamışsa da, bunu tabiî karşılamıştır. 1945'de, çok partili hayatın kapıları açılınca, Fevzi Çakmak da kendisine düşen görevden kaçmamış, Demokrat Parti'nin kuruluş günlerinde bu partiye destek olmuştur. Daha sonra, 1946
seçimlerinde İstanbul milletvekili olarak parlamentoya girdi.

Demokrat Parti ileri gelenleriyle bazı noktalarda uyuşamayınca, bu partiden ayrıldı ve bazı arkadaşları ile Millet Partisi'nin kurulmasında, kurucu olarak bulundu ve bu partinin Onursal Başkanı oldu. Geçirdiği bir prostat ameliyatından sonra, 10 Nisan 1950 pazartesi günü sabah saat 7.30'da hayata gözlerini yumdu.

Cenazesi, görülmemiş bir kalabalığın elleri üstünde yüzerek Eyüp Mezarlığı'na defnedilmiştir.

Dürüst, faziletli, iradeli bir insandı. En büyük zevklerinden biri, kitap okumaktı. Tarih ve sosyoloji üzerine yazılmış kitapları bilhassa seçer, onlar üzerinde düşünür, düşündüklerini, yakın dostlarıyla tartışırdı. Birçok Balkan dillerini bilir, Fransızca ve İngilizce konuşurdu.

Anılarını, askerlik hayatından başlayarak son günlerine kadar düzenli olarak tutmuştur.

Yalnız büyük asker değil, büyük insandı.
YOLU DOĞRU OLANIN
YÜKÜ AĞIR OLUR